Bir şirketin faaliyetine son vermek, ticaret sicilinden kaydını sildirmekle bitmez. Şirketin borçlarının ödenmesi, alacaklarının tahsil edilmesi, malvarlığının paraya çevrilmesi ve kalanın ortaklara dağıtılması gerekir; bu sürecin adı tasfiyedir. Bu yazıda, uygulamada en sık karşılaşılan iki şirket türü olan anonim ve limited şirketlerde tasfiyenin nasıl işlediğini 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) çerçevesinde ana hatlarıyla ele alıyoruz.
Şirket hangi hâllerde sona erer?
Tasfiye, şirketin sona ermesinin sonucudur. Anonim şirket; esas sözleşmede öngörülen sürenin dolmasıyla, işletme konusunun gerçekleşmesi veya gerçekleşmesinin imkânsız hâle gelmesiyle, esas sözleşmede öngörülen bir sona erme sebebinin gerçekleşmesiyle, genel kurul kararıyla, iflasına karar verilmesiyle ve kanunlarda öngörülen diğer hâllerde sona erer (TTK m. 529).
Limited şirket ise şirket sözleşmesinde öngörülen sebeplerden birinin gerçekleşmesi, genel kurul kararı, iflasın açılması ve kanunda öngörülen diğer hâllerde sona erer. Ayrıca haklı sebeplerin varlığında her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir; mahkeme fesih yerine davacı ortağın payının gerçek değeri ödenerek şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun başka bir çözüme de hükmedebilir (TTK m. 636).
Uygulamada tasfiyelerin büyük bölümü ortakların aldığı genel kurul kararıyla başlar.
Tasfiye hâlindeki şirketin durumu
Sona eren şirket tasfiye hâline girer. Şirket, tasfiye sonuna kadar tüzel kişiliğini korur ve ticaret unvanını “tasfiye hâlinde” ibaresi eklenmiş olarak kullanır; organlarının yetkileri tasfiye amacıyla sınırlıdır (TTK m. 533). Limited şirketlerde tasfiye usulü ve organların yetkileri bakımından anonim şirket hükümleri uygulanır (TTK m. 643).
Tasfiye memurları
Esas sözleşme veya genel kurul kararıyla ayrıca tasfiye memuru atanmamışsa tasfiye yönetim kurulu tarafından yapılır. Tasfiye memurları pay sahiplerinden veya üçüncü kişilerden seçilebilir ve ticaret siciline tescil ve ilan edilir. Şirketin feshine mahkemenin karar verdiği hâllerde tasfiye memurunu mahkeme atar. Temsile yetkili tasfiye memurlarından en az birinin Türk vatandaşı olması ve yerleşim yerinin Türkiye’de bulunması şarttır (TTK m. 536).
Tasfiye süreci adım adım
1. Alacaklıların çağrılması. Şirket defterlerinden veya diğer belgelerden alacaklı oldukları anlaşılan ve yerleşim yerleri bilinen kişiler taahhütlü mektupla; diğer alacaklılar Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde, şirketin internet sitesinde ve esas sözleşmede öngörüldüğü şekilde, birer hafta arayla yapılacak üç ilanla bilgilendirilir ve alacaklarını bildirmeye çağrılır (TTK m. 541).
2. Bildirilmeyen ve çekişmeli borçların güvenceye alınması. Alacaklı olduğu bilinenler bildirimde bulunmazsa alacak tutarı bir bankaya depo edilir. Henüz muaccel olmayan veya hakkında uyuşmazlık bulunan borçları karşılayacak tutar ise, bu borçlar yeterli biçimde teminat altına alınmadıkça veya dağıtım bu borçların ödenmesi şartına bağlanmadıkça notere depo edilir (TTK m. 541).
3. İşlerin tamamlanması ve borçların ödenmesi. Tasfiye memurları süregelen işlemleri tamamlar, ödenmemiş pay bedellerini tahsil eder, aktifleri paraya çevirir ve borçları öder. Tasfiyenin gerektirmediği yeni bir işlem yapamazlar (TTK m. 542).
4. Kalan varlığın dağıtılması. Borçlar ödendikten ve pay bedelleri geri verildikten sonra kalan varlık, esas sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, pay sahipleri arasında ödedikleri sermaye ve imtiyaz hakları oranında dağıtılır. Alacaklılara üçüncü kez yapılan çağrı tarihinden itibaren üç ay geçmedikçe dağıtım yapılamaz; alacaklılar için bir tehlike bulunmadığı takdirde mahkeme bu süre dolmadan da dağıtıma izin verebilir (TTK m. 543).
5. Sicilden silinme. Tasfiyenin sona ermesi üzerine tasfiye memurları şirket unvanının sicilden silinmesini sicil müdürlüğünden ister; silinme tescil ve ilan edilir (TTK m. 545).
Borçlar varlıktan fazlaysa
Tasfiye sırasında şirket borçlarının şirket varlığından fazla olduğu anlaşılırsa, tasfiye memurları durumu derhâl şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine bildirmek zorundadır; mahkeme iflasın açılmasına karar verir (TTK m. 542). Borca batık bir şirketin olağan tasfiye yoluyla kapatılması mümkün değildir.
Tasfiye memurlarının sorumluluğu
Tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına verdikleri zarardan sorumludur (TTK m. 553). Alacaklıların çağrılmasına ve borçların güvenceye alınmasına ilişkin kurallara aykırı davranan tasfiye memurları, haksız olarak ödedikleri paralardan da sorumlu tutulur (TTK m. 541).
Tasfiyeden dönülebilir mi?
Şirket sürenin dolmasıyla veya genel kurul kararıyla sona ermişse, pay sahipleri arasında malvarlığının dağıtımına başlanmamış olmak kaydıyla genel kurul şirketin devamına karar verebilir. Bu kararın sermayenin en az yüzde altmışının oyuyla alınması gerekir; esas sözleşme bu nisabı ağırlaştırabilir (TTK m. 548).
Tasfiye kapandıktan sonra: ek tasfiye
Sicilden silinme her zaman son nokta değildir. Tasfiyenin kapanmasından sonra ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğu anlaşılırsa; son tasfiye memurları, yönetim kurulu üyeleri, pay sahipleri veya alacaklılar, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin yeniden tescilini isteyebilir (TTK m. 547). Sonradan ortaya çıkan bir malvarlığı değeri ya da tasfiye sırasında dikkate alınmamış bir alacak bu yola başvurulmasının tipik sebepleridir.
Pratik notlar
- Tasfiyenin süresini fiilen belirleyen, üç ilan ve üçüncü ilandan sonraki üç aylık bekleme süresidir; takvim buna göre planlanmalıdır.
- Devam eden davalar, kesinleşmemiş vergi ve sosyal güvenlik borçları ile çekişmeli alacaklar için depo veya teminat yoluna gidilmeden yapılan dağıtım, tasfiye memurunun şahsi sorumluluğuna yol açabilir.
- Alacaklılar, ilanları takip ederek alacaklarını tasfiye memurlarına yazılı olarak bildirmelidir.
- Tasfiye; vergi dairesi, Sosyal Güvenlik Kurumu ve ticaret sicili nezdinde ayrıca yürütülmesi gereken işlemler içerir ve mali müşavirle eşgüdüm gerektirir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki görüş niteliği taşımaz. Her şirketin durumu kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.